Düşünmek

_DSC6137İzlediğim yeşilçam filmlerinden ve kimi haberlerden tanıdığım defalarca önünden geçmeme rağmen hiç görmediğim bir yer vardır; Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Bir zamanlar Bakırköy denilince akla sadece hastane gelirdi ve içinde hastane geçen bir sürü benzetme yapılırdı. Ben insanları ayrıştıran hatta ayrıştırırken diğerini kötüymüş gibi gösteren bu cümleleri burada kullanmak istemiyorum.

Hastanenin bayağııı büyük bir bahçesi var diye yazmak istemezdim ama aradım taradım bir türlü hastane yapısı hakkında bilgi bulamadım. Şimdi burada şu kadar metrekare alana yayılmış çam ağaçları ile kaplı desem daha hoş olacak ama şöyle izah edeyim; ben Bahçelievler metrobüs durağının oradaki girişten girdim. İçeride 200 mt. kadar yürüdükten sonra hastaneye vardım. Hastane içinde 1 km var yok bir yürüyüş parkuru var. İlerlediğimde o meşhur “Düşünen Adam” heykeline çıktı yolum. Çağan arabasında uykuya dalmıştı. Bende tostumu yemek için daha iyi bir yer olamaz diye düşündüm ve heykelin karşısında bir banka oturdum. Heykel hakkında burada detaylı bilgiye ulaşılabilir. Ancak zamanı olmayanlar için kısaca bahsedecek olursam. Heykel Fransız heykeltraş August Rodin’in “Düşünen Adam” heykelinin bir kopyası imiş. Heykelin yapımına hastanede yatmakta olan Bakırköy’lü ressam ve heykeltraş Kemal Künmat tarafından başlanmış. Kemal Künmat heykeli tamamlamadan hastaneden ayrılır. Sonrasında yine hastanede yatmakta olan Mehmet Pişdar eksik olan eli tamamlar ve 4 Aralık 1951 tarihinde heykelin açılışı yapılır.
Sözün dönüp dolaşacağı yer aslında burası “düşünen adam”. Neyi ne kadar düşünüyoruz hiç dikkatimizi çekiyormu acaba? Evden çıkıp işe gidene kadar belki yapılacak işleri belkide bir bardak çay içmeyi düşünüyoruz. Kitap okurken, alışveriş yaparken hatta bir arkadaşımızla konuşurken aslında başka şeyler düşünüyoruz. Durup dururken epeydir görüşmediğimiz dostumuzu düşünüyoruz. Daha geniş bakacak olursak hayatımdan örnek vereceğim; daha önceleri babaaa ile daha fazla fotoğraf, gezi, arkadaş, film üzerinde düşünüp konuşurken artık daha fazla içinde gelecek kaygısı olan konular, bebek ile ilgili durumlar ve daha kısa zaman için yapılmış planlar hakkında düşüncelere dalıyoruz. Peki ya daha seyrek yada hiç düşünmediklerimiz?
Tam ben böyle düşünürken “ben napıcaktım ya” oldum. Cildiye servisinden doktor Ahu hanımla randevum vardı. Malum sağ el başparmağı ev hanımı egzaması dediklerinden oldu. Ne fena değil mi şuncacık şeyde bile sen ev hanımısın’ı yapıştırıyorlar.” Ev hanımısın ya senin egzamanı ayırıyoruz burada bak öyle yazıyor.” Nitekim evde olduğum bu süre içinde sağ el başparmağımın derisi tırnağın kenarlarından doğru çatlayıp, derinleşiyor, kenarları sertleşip soyulmaya başlamıştı. Tek çaresi var dedi Ahu hanım “suya sokmayacaksın”. Mümkünmü? Birde ” hiç olmazsa ellerini suya soktuğunda peşine bu kremi sür” dedi. Teşekkür edip hastaneden ayrıldım.
Sayfayı kapatmadan siz bi düşünün derim…

26 Şubat 2015