BAKICIYLA BİR İKİ GÜN

Çok garip duygulardayım. Kendimi fırtınalı denizde bir o yana, bir bu yana savrulan gemi gibi hissediyorum. Sanki önüm buzdağı ve ben üzerine doğru sürekleniyorum. Sanki kırlarında gezindiğim dağ aslında bir yanardağ imiş. Ayaklarımı soktuğum şırıl şırıl akan dere dipsiz kuyu imiş.

Bugüne kadar bakıcı adayları ile yaptığım telefon görüşmeleri, yazılan mesajlar, e-mailler, yüz yüze görüşmeler derken her biri kendi şahsına münhasır birçok insanla tanıştım. Ama hiç hadi başlayalım diyebileceğimiz kişi olmadı.

Geçen gün eve girerken komşumla karşılaştık. Malum “ne zaman işe başlıyorsun, bakıcı görüşmeleri nasıl gidiyor” soruları derken ayaküstü sohbet ettik. Henüz kimseyle anlaşmadım deyince bana birini önerdi. Onun tavsiyesi cesaret verdi bana hadi deneyelim dedik.

İlk gün evde birinin daha olması tuhaf geldi. Çağan’la nasıl ilgilendiğimi anlatmak çok çok daha tuhaf geldi. İlk günün sonunda olacak galiba dedim, yapabiliriz bu işi dedik. Bir kaç gün daha geçirip daha iyi değerlendirebiliriz. Ben onun elbette olumlu yanlarıyla olumsuz yanlarınıda tartıyorum. Açıkçası olumlu düşündüklerim zaten benim olmazsa olmazlarımdı. Gerisi teferruat. Zamanla olacak şeyler hatta olmasa da olacak şeyler. ” Başkası olsa başka türlü olur mu acaba” dediğim şeyler de oldu. Sorumu kendim cevapladım “hayır”. Başkasıyla da başka türlü acabalarım olacak. Kimse ben olmayacak biliyorum. İkimizin arasındaki bağ hep başka, tıpkı babasıyla arasında olduğu gibi.

Biliyorum kelimelere dökemediğim, içimi kemiren bu duygunun tarifini siz iyi biliyorsunuz. Anne olmak başlı başına bir vicdan azabı yüklerken insanın omuzlarına, “çalışan” anne olmak ne büyük ızdıraptır sen tahmin edebiliyorsundur. Şimdi biraz yüreğimi dinleyeceğim. Yatmadan önce yastığımı biraz sağa çekip Çağan’a sarılacağım. İyi geceler…