Bugünlerde ben…

_DSC3380Koşturuyorum. Düşünüyorum. Konuşuyorum. Düşünüyorum. Arıyorum, yazıyorum, düşünüyorum.

İznimin bitmesine sadece 2 hafta kaldı. Bir hafta sonra, bir hafta. Evet durumum bu. Basit hesaplar yapıyorum. Bu hafta bakıcı bulsam, daha bir haftam var oh diyorum. Sonra iki hafta kaldı ama daha görüşme bile yapamadım diyorum. Yüreğim hopluyor. Aklıma gelecek herkesi arıyorum. Annesi bize yakın oturan arkadaşlarıma haber verdim belki tanıdıkları vardır. İşyeri bana yakın olan arkadaşlarım camlarına yazı astılar. Ajanslara bilgilerimi bıraktım. İlan sitelerine yeniden ilan açtım. Bastırdığım el ilanlarını çevremdeki binalara yapıştırdım. ARIYORUM. Çevremdekilerde benimle birlikte arıyor. Kısmet inşallah diyoruz. Bir bakıcı bulacağız.

Ben daha doğum iznine ayrılırken aramıza katılmış, pek çalışma fırsatı bulamadığımız ama bu aralar çokca telefonla konuştuğumuz yöneticimde benimle birlikte arıyor. Eşe dosta haber verdim buluruz dedi. “Peki bulamazsak ne düşünüyorsun işe dönmeme ihtimalin varmı” dedi. Bu da bir seçenek tabii ki.

Telefonu kapatınca düşündüm. Bu aralar bolca yaptığım gibi. Belki de böyle olması gerekiyor. Muhakkak bir bakıcı bulmam gerekmiyor. “Aslında o bebeğe senin bakmaya devam etmen lazım” dedim kendime. Öyle ya. Hep hayırlısı, kısmet, inşallah diyoruz. Peki ya bakıcı bulamamaksa aslında hayırlı olan. Bir annenin evladına kendisinin bakmasından doğal bir şey olabilir mi? Elbette çok güzel olurdu. Her sabah birbirimize sarılarak uzun uzun günaydın derdik. Parkta biraz fazla takılır uyku saatini kaçırırdık. Oyuncaklardan sıkılınca kitapları karıştırırdık. Yemeği elimizle yer, etrafı dağıtırdık.

Yok yok yinede bir ferahlamış hissediyorum kendimi. Ne de olsa herşey olacağına varırdı ve gün doğmadan neler doğardı. Her gecenin bir sabahı vardır ya o yüzden şimdi iyi geceler…