Çocuklu tatil

Döndük bizz. Nearagittingeldin diyen oldu ki ben bile şaşırıyorum, insanoğlu kuş misali. Bu tatil bana çok iyi geldi. Bir kere kendimce çok önemli tespitlerim ve deneyimlerim oldu.Çocukla da pekala tatil yapılabiliniyormuş.

Seçim dolayısıyla 3 güne düşen, yağışlı ve biraz soğuk geçeceği tahmin edilen tatile biraz şişkin bir valizle çıktık. Şu “belli olmaz lazım olurcu” halimle, “aman zaten 3 gün eksik olsa ne olurcu” halim kendi arasında çok çekişti ama çocuklu hayatta sürprizler her zaman hoş karşılanmadığı için ne düşündüysem aldım. Bir tek alerji ilaçlarımı yanıma almamışım ne hoş. Zira Ege’nin kasıp kavuran güneşiyle, esip savuran rüzgarı gözlerimi dayak yemişten beter etti. Bugünse çalışırken bilgisayara bakan gözlerim “tatil senin neyine” nidalarıyla sızım sızım sızladı._DSC7553-1

Ne kadar kısa gibi gözüksede, her güne farklı bir belde gezerek dolu dolu bir tatil geçirmeye çalıştık.  Ama o ne sıcak. Yaz sezonunun henüz açılmamış olmasından dolayı kumsallarda birkaç genç, bir iki turist, belli ki oralı işinden gücünden zaman bulup denize kaçmış 50’li yaşlarda bir çift ve biz vardık : ) . Harika kum, deniz ve doğa. Hepi topu 3, üç,ııı gün olunca bu tatil biraz hızlandırılmış, biraz hayallerde ki gibi yavaşlatılıp dikkatli yaşanmış, sonunu merak edince ileri sarıp sonlandırılmış bir tatil oldu. Çağan’ın ilk uçak seyahati uykulu başladı. Ben epeydir uçağa binmediğimden prosedürleri unutmuşum, neyseki babaaa toplayıcı, avlayıcı bizi çekip çevirdi. Uçak kalkacağı sırada Çağan’ı emzirmeye başladım ki yutkunsun ve kulakları tıkanmasın, zaten sabaha karşı uyandırılmış olmaktan dolayı anında uykuya daldı. Bizim de gözlerimiz kapanıyordu doğrusu hop gittik. Vardığımızda hava yağışlıydı ama kahvaltımızı bitirdiğimizde güneş açıverdi. Bizde Ege’nin sularına attık kendimizi. Talihsizlik eseri babaaa’nın dizini çarpmasıyla yüzemeyecek oluşu bana yaradı. Gözlüklerimi taktığım gibi koşa koşa cup deniz. Tabii bu oyunu en iyi çocuklar anlar ve bana en yakın çocuk kim? Çağan. Tatlı kuşum, ben koşup suya atladıkça o da yanıma gelip kollarınıda açarak suya yüz üstü atlıyordu. Her defasında gözleri yana yana, yuttuğu tuzlu suları püskürtmeye çalışarak kalkıyordu. İtiraf ediyorum benim gözlerim, ağzım, burnum yanarken Çağan’a çooookk yazık oluyor dedim ama denizi tanıması için devam ettim. Aa ne güzel sevdi denizi derken kucağımız da girmemek için kıyamet kopardı. Koca sahil dönüp bize baktı. Şaka şaka gençler yanımıza geldi hemen (topları vardı ama Çağan’ın gözü top bile görmüyordu düşün) Çağan’ı cesaretlendirmeye çalıştılar. Çağan ise onlara çıkışta görüşelim dedi. Israr etmedik madem kendisi girmek istiyor denize varsın kendisi istediği gibi girsin dedik.

Ancak belirtmeden geçemeyeceğim. Nihayet bizde o suda giyilen bebek bezlerinden kullanacağız ne şukela derken, gördük ki normal bezden bir farkı yokmuş. Daha denize adım atar atmaz su aldı, şişti ve sarktı. ıyyyhhh. Yani o halde denize sokamayacağım için çıkardım, mayosunu giydirdim. İnanın daha güvenli. Tatildeyken (askerlik anıları misali epey gider bu tatildeyken diyaloğu) yemek işi çok zor oluyor hele de bizim gibi gezer tatilde. Öğlenleri gözlemeci, akşamları ise off offf off derya kuzuları levrekler, çipuralar.

Üçüncü günün akşamında biz kendimizi, programımızı 3 güne planladığımız için mi nedir “çok iyi geldi” diyerek döndük. Gerçekten sanki bir gün daha kalsak eziyet olacaktı. Kaldığımız otel dağlar arasında dere kenarında, çok sırnaşık ördekleri, maskot gibi köpekleri hugo ve meyve ağaçları ile harika bir yerdi. Çağan kirazı ilk kez dalında gördü ve koparıp yemenin keyfine vardı. Olgunlaşmış dutları koparıp ona uzattığımda kendinde yere düşen o yuvarlak şeylerin yenebileceğini keşfetti. Plajda kendisine gülümseyen kızlara maharetlerini göstermekten yorgun düştü. Denizden çıkınca üşüyeceğini hatta tirtir titreyeceğini elindeki topu tutamayınca öğrendi. Ege şivesinin dayanılmaz güzelliğini taklit etmeye çalışırken farketti. Hippi de olsa kendince inanmanın gücünü “bekleyin” deyip 2 dakika sonra elinde nazar boncuğu ile dönen gençten öğrendi.  Boncuğumuz yakamızda döndük yuvamıza. Kimbilir belki bu boncuk bizi artık oralı yapmıştır. Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür belki…