anne, anneanne

Belki herkesin ilk söylediği kelime olmamıştır ama en çok söylediği olmuştur;  anne.

Peki ya anneanne?

Ben epey anneanne dedim. İlkokul döneminde okul kapandığında doğru köye giderdim. Bu yaz tatilleri;  kırlarda koşmak, meyve ağaçlarını tırtıklamak, derenin soğuk sularına ayaklarımı sokmak gibi sayamayacağım bir dolu hatıra bıraktı bana. Ama en çok da dedem, anneannem ve teyzemle ilgili anılar. Anneannem çok iyi suç üstlenici idi. Eğer bir yaramazlık yapmışsam, teyzeme yakalanmışsam yiyeceğim azarı muhakkak benimle paylaşırdı. Ya “ben söyledim yapmasını” derdi, yada bana azarı nasıl bertaraf edeceğimle ilgili tüyolar verirdi. “Sötme” derdi sessizce karadeniz lehçesiyle. “Ses etme” manasında. Sus ki karşı taraf söylensin söylensin sussun.

Epey bir kedi-fare oyunu oynadık biz onunla. Anneannemin kedileri vardı eve dadanacak fareleri yakalasın diye beslerdi. Bir sabah evin alt katındaki kilere zeytin almaya göndermişti beni. Ben zeytini alırken bir ses duydum. Aradım taradım, ağlama sesine benzeyen o sesin geldiği yeri buldum. Ama sesi çıkaran hangi hayvan hiç birşeye benzetemeyince anneanneme sormak için yakaladığım gibi mutfağa gitmiştim. “Annane bu ne fare mi?” diye sorduğumda ki şaşkınlığı hala gözümün önünde. Meğer kedi kilerde yavrulamış hemde o gece, benim elimdeki de daha gözü bile açılmamış yavru imiş. Ama fare gibiydi.

Yine bir gün annanem bana “süt kaynamıştır hadi git sıcak sıcak iç” demişti. Mutfağımızda odun ocağı vardı, gözünüzün önüne şömine getirin, onun gibi. Ben sütü tam alacaktım ki zavallı fareyi gördüm. Ocağın önündeki tahtada çırpınıyor. Elime bir odun parçası alıp onu kurtarmaya çalışırken (neyseki başaramadan) annanem gelmişti. Meğer fareyi yakalamak için kullandığı bir kapanmış bu. Yapışkanı bir tahta parçasına sürüyorsun, fare yapışkanın kokusuna geliyor ve yapışıyor.
Dün gibi beni kovalayan boğadan kaçarken “annane” diye bağırışım. Gülerek gelmiştin imdadıma. Ben o bataklığa girmemiş olsaydım sana gerek kalmayacaktı ama iyi ki teyzemi de çağırmışsın annane yoksa boğa bütün yazın hıncını alacaktı benden. Ne demişler bir müsibet bin nasihattan yeğdir. Öğrenmiş oldum, bağlı bir boğanın düzeltiyorum bağlı zannettiğim bir boğanın boynuzları ile oynanmayacağını.

Gülerken küçülen o mavi gözlerin ve ellerini ovuşturman hala gözümün önünde. Annane sen sütleri sağarken bende yardım etsem olmaz mı? Sen nereye gidiyorsun ki daha Çağan’a öğretmedin nasıl sağıldığını. O hiç görmedi tavuklarını, domatesleri nasıl topladığını. Sen nereye gidiyorsun ki daha çok erken değil mi? Annane gitmesen olmaz mıydı? İlle evim diyordun ya tamam evinde kalsaydın o zaman gitmen şart mıydı?

Herkes seni uğurlamaya gelmiş bugün ne güzel.

Uğurlar olsun annane, nurlar içinde yat…