Leylek, çöp ve insan

11111111Cumartesiymiş, haftasonu biraz geç kalkılabilirmiş, anne-baba daha uyanmamış, sabahın bu saatinde uyanıp nereye gidilirmiş hiç düşünmeden 7 de uyanıverdi bizim çocuk.

Sabahları çok acıkmış uyandığından hemen omlet hazırladım, gözü bahçe kapısında yarısını yedi, yarısını da ben gümlettim. Sonra koşa koşa mayomu giydim, bir çırpıda kapıda oldum. Kürek ve kovayı artık almıyorum, oynamıyor boşuna taşımış oluyorum. Denize indiğimizde hemen çakıl taşlarının yanına vardık. O heyecanla tek tek almak yerine avuçlayarak denize attı.

Dalgalar ufak ufak vuruyordu. En güzel oyun bu; dalga gelirken kaç, dalga giderken kovala. Bir ara şaşırdı dalga gelirken kovaladı falan. Sonra dalgayla bir yosun yuvarlandı önüne eline aldı ama hemen bırakarak ellerini birbirine çırptı, taş toplamaya devam edecekti ki eline aldığı taş değil izmaritti. Hemen aldım elinden, dikkatini dağıtıp büyük taşlara yönelttim. Sonra rüzgar buruşturulmuş beyaz birşey getirdi ayaklarına. Önce top zannetti ama ayağı içine girince bu ne diye merak etti. Eline alacaktı ki ben uzanıp aldım poşeti. Götürüp duvar dibindeki çöpe atacaktım, duvar dibine istiflenen şişeleri gördüm. Ne yazık ki Çağan’da gördü. Önce adı büyük kendisi küçük ve kavisli şişeyi, sonra koyu kahverengi tombul şişeyi merak etti. Neden çöp kutusu dururken yerlere atılır böyle şeyler anlam veremedim. Sonra Çağan elindeki taşı denize varmadan attı. Tatlım benim kolunu gererek ileri atacakken heyecandan daha kolu gerideyken avucunu açıyor ve bütün taşlar geriye dökülüyordu. Taşlardan biri teneke kutuya çarptı, ses Çağan’ın dikkatini çekti. Dönüp baktığında tenekenin yuvarlağımsı yapısı Çağan’a topu çağrıştırdı olsa gerek ayağıyla vurmaya kalktı. Parlak ambalaj poşetleri, gazoz kapakları, kullanılmış kağıt mendiller, boş mu dolu mu bakmadığım çakmaklar, taşınmamak için sahile bırakılan şişme kolluklar daha neler gördük o koca sahilde inanamazsınız.

Yeter dedik ve suya atladık Çağan’la. Birden gölge gibi bir karartı geldi. Resmen ağzımız kulaklarımızda yılın ilk leylek göçüne şahit olduk. Tüm leylekler deniz üzerine gelince alçaldı alçaldı, sonra ağır ağır kara tarafına geçtiler ve termal yakalayıp ilerlediler. O an dedim ki “ne güzelsin sen doğa!” Nasıl böyle sonsuz hoşgörülü, bize karşı merhametli ve her zaman iyilik dolu olabiliyorsun. Bugüne dek hiç bana sırtını dönmedin. Ne zaman sıkılsam sana koştum sense kucakladın beni. Dilerim oğlumu da böyle bağrına basar, ağaçlarınla kucaklar, kuşlarınla kanatları olursun. Ve dilerim ki biz insanlar senin kıymetini bir gün anlarız…