Bir şekil anne

_DSC9554

Ahh ahhh şu anne kişisine ne yapsa az gelir. Yedirir az gelir “doymadı” der. Giydirir az gelir “üşüyecek” der. Uyutur az gelir “büyüyemeyecek” der. Anne işte, çocuğunun iğne deliği kadar yerden cereyanda kalacağını hesap eder.

Hepimiz aynıyız anneler, itiraf edin, hiç öyle kaş göz yapmayın. Bu noktadan sonra ise çeşitli gruplara ayrılıyoruz. Ben kendi grubumu buldum. Pek bi mesudum.

Ben ya anneliğe çok büyük bir motivasyonla başladım yada sandığımdan çok daha fazla sabırlı bir insanmışım şimdi anlıyorum. Bir çocuğa bakmak hemde çıldırmadan bakmak bunun gerektiriyormuş.

Mesela uyku problemi. İlk aylarda Çağan hiç gündüz uykusu uyumuyordu. Bir saate yakın uğraştığımı biliyorum. Uğraşmak diyorum çünkü bir sürü yöntem denedim;  Ferber, Hogg, West. Herkes bebeğinize şöyle şöyle yapın, böyle böyle söyleyin uyusun diyor. Yok öyle bir dünya uyumadı, direndi. Bende boşverdim. Sonra bir gün kendi kendine uyudu şaka tabi ki dikkatli okuyor musun seni denedim sevgili okur. Bir süre sonra kendi yöntemimizi bulduk ya da biz öyle sanıyoruz artık uyumaya başladı. Ya da sabrın sonu selametmiş hakikaten.

Katı gıdaya geçişte acele etmedik. 7. ayda yoğurt, elma, armut, haşlanmış sebze ile başladık. Sebze ve meyveyi ilk ay çatalla ezip öyle yedirdim. Sonraki aylarda ise Çağan’ı özgür bıraktım. İstediği sebzeyi aldı eline, isteğini avucunda sıktı bıraktı, istediğini ağzına attı, yemeyi bitirdiğinde yere attı. Karışmadım. Her yemekten sonra mutfak savaş alanına döndü sessizce temizledim, üstü başı kirlendi dert etmedim. Bir keresinde yoğurt yerken Çağan’ın kaşığı alıp kendi yemek yemek istemesine “alıştırmayın döker” uyarısı almışlığım var. Bana ters geliyor bu durum. Mutfağım kirlenecek, kıyafeti lekelenecek diye ona hayır diyemem. Yemeğini mümkün olduğunca kendi yemesini sağladım ki bu sayede “kendi kendine başarma” duygusunu tattı. Yemeğin kendisi için pasif değil, aktif olabileceği bir zaman olduğunu keşfetti. Yemek yemek istemediğinde onu zorlamadım. Eğer varsa yiyeceklerine alternatif sundum yoksa aç kalmasına göz yumdum. Şimdi ise bamyayı parmak parmak yiyen, doyduğunda tabağı ittiren bir çocuk oldu.

Mesela yaramazlık konusunda esneğim. Ama kontrollü yaramazlık. Çağan ilk adımlarını attığında daha 11 aylıktı. O yürüme denemeleri yaparken istemediği sürece yardım etmedim. Çok büyük bir tehlike olmadığı sürece düşmesine göz yumdum. O dönemlerde Çağan uzanabildiği yerleri karıştırmaya, bizim yaramazlık dediğimiz aslında dünyayı keşfetmeye başladı. Bende bu keşiflerinde ona hep farklı şeyler sunmaya çalıştım. Sandalyenin üzerine farklı objeler bıraktım. Çağan ayağa kalkıp da sandalyenin üzerinde bulduğu hazineye çok seviniyordu. Her zaman yapmasını istemediğim yaramazlıkları görmemiş gibi davranarak durumu kurtarmaya çalıştım. Yani diyelim mutfaktayım. Elimde bir iş var ama Çağan o sırada tencerelerin olduğu çekmeceyi açmış keşfediyor. Hemen görmemizlikten gelip işimi bitirmeye çalışıyorum. İşim bitince sanki yeni görüyormuş gibi “aaaa bu çekmece sana uygun değil” deyip müdahale ediyorum. Böylece bazı yerlerin ona kapalı olduğu kuralı tekrarlanmış olmakla birlikte yasak olanın cazibeliği de kırılmış oluyor.

Parkta merdivenleri elleriyle destek alarak çıkmasına müsaade ediyorum. Duvara yaslanmış bisikletin pedalını çevirmesini sessizce izliyorum. Yanına gittiği gül ağacının dalına tutunmasına aldırmıyorum.
Sizinde gözünüzün önüne geldi mi “kadına bak çocuğuyla hiç ilgilenmiyor, yapma-etme yok hiç” diyen teyzeler. Evet benden bahsediyorlar. Yapma-etme-hayır diyerek onu durdurmaya çalışmıyorum. Neden yapmaması gerektiğini, yaparsa sonucunun ne olacağını söylüyorum. Evet şimdiden söylüyorum, anlasa da söylüyorum, anlamasa da anlatıyorum. Zaten hayır dediğim hiçbir şeye müdahilim olamıyor. Anlıyor, biliyor ama gözümün içine baka baka muhakkak yapıyor. Böyle durumların olacağı zamanları sezme duyumu geliştirdim. Bakıyorum ortada hayır diyeceğim bir durum varsa Çağan farketmeden kaldırıyorum.

Öyle yapıyorum, böyle ediyorum ben yahu. Napim teyzecim cııkk cıııkk ediyorsun ama biliyorum o bebenin neden ağladığını. Çocuğun her istediği her zaman olmuyor. Ağlayarak bana yaptıramaz. Zaten onun ağlamasını tanıyorum ben, bak ağzını eğip gözleriyle etrafı süzüyor, arada da bana bakıyor, kıvama gelmiş miyim diye.

Hadi görüşürüz, iyi günlerrr…