El ayak ağız hastalığı

Meğer ne büyük bir salgın varmış. Çevremdeki her 5 çocuktan 2’si son bir ay içinde geçirmiş bu hastalığı. Hala da yeni haberini aldığım çocuklar var. İnanamıyorum tablo çok ürkütücü.

Pazar sabaha karşı Çağan uyandığında kucakladım. Her zamanki gibi süt emip uyuyacak diye düşünüyordum. Ellerini tuttuğumda sıcacık geldi. Böyle hafiften hafiften olunca dişi de çıkacak ya ona yorduk. Ateş düşürücü verdik sabaha kalmamıştı. Daha önceden yaptığımız plana göre kış göçünü izlemeye Beykoz sırtlarında açık araziye gidecektik. Çağan için temiz hava, harika oyun alanı diyerek çıktık evden. Vardığımızda Çağan önce çok heyecanlandı etrafta koşturdu. Yarım saat geçmemişti beni kucağına al dedi. O kadar şaşırdım ki. Elini bile tutturmayan çocuk tüm gün başını omzuma dayadı ve etrafını sessizce izledi. Akşama doğru ateşi yükselmeye başladı. Doktor boğaz enfeksiyonu teşhisi ve bir şişe antibiyotikle bizi eve gönderdi. Çağan uyuyakaldığı için antibiyotiğe sabah başlayalım dedik. Neyse ki ateş inatçı çıkmadı, düşürmeyi başardık.

Sabah Emine’ye Çağan’ın durumunu ve şurubu nasıl vermesi gerektiğini anlattım. İki saat geçmemişti ki Çağan’ın tüm vücudunun kabardığını söyledi. Antibiyotik alerjisi olabileceğini düşünmüştüm ama eve geldiğimde gördüğüm içi sulu gibi kabarcıklardı. Çağan’ın elinde, kolunda, ayaklarında. Öyle bitkin, öyle halsizdi ki gün içindeki uykusundan da yarım saatte uyandığını öğrenince doktora götürmek yerine biraz olsun dinlendirmek güç toplamasına yardımcı olmak için uyutmayı denedim. Öyle sancısı vardı ki bütün gece tepinerek kendini ordan oraya atıp durdu. Bazen beni itekledi, bazen sarılıp saçlarımı okşadı. Bir ara sabah olmayacak zannettim. İki uyku arası o kadar kısaydı ki ne zaman, nerede, nasıl diye düşünür olmuştum. Sabah öyle bir ağlamayla uyandık ki feryat figan. Babaaa işe gitmek için yola çıkmıştı. Birden kendimi Çağan’la doktora yalnız gittiğimi düşündüm. Yapamayacak kadar güçsüz hissettim kendimi. Çağan’ın yorgun ve acı çektiği her halinden belliydi ki dikkatimi onun üzerinden ayıramayacağımı anlayıp Babaaa’ya geri gön dedim. O gelene kadar hazırlandık.

Burdan gerisini anlatmadan önce itiraf etmek istiyorum, endişeli olduğum zamanlarda tahammül sınırlarım çok daralıyor. Yani yola çıkıcaz eşim benim isteklerimi önemsediği için nazikçe hangi hastaneye gideceğimizi sordu. Sabah erken saat olduğundan acilde çocuk doktoru bulunan devlet hastanesine gidelim dedim. Sonra “hangi yoldan gidelim” diye sordu. O an içinden başka şeyler söylemek istesem de ona yolu tarif ettim. Sonra hastaneye girince park etmeden biran önce bizi indirmediği için kızdım. Muayene sırasında Çağan’ın çorapları kaybolmasın diye cebine koymuş, bitince hemen niye vermiyor diye kızdım. (Ne saçma değil mi?) Otoparkta yer var mı diye arabadan ağır ağır inip bakmasına kızdım. Neden hızlıca yapmıyor ki “yürüyerek bakacağına koşsana” dedim, içimden. Sonra durdum düşündüm. Koşsa “neden panik yapıyorsun” diye kızardım eminim dedim ve sustum. Yok zaten ben kendimi farkettim. Bütün olanca gücümle kendimi frenlemeye çalıştım. Sakin ve saygılı olmaya çalıştım. Nitekim başardım da sanırım. Kavga etmeden bitirdik günü._DSC0399

Gittiğimiz ikinci doktor da el-ayak-ağız hastalığı dedi. Ancak son yıllarda tip değiştirmiş olduğundan Çağan’da ki hastalığın tam karşılığını vermiyormuş bir türü imiş. Çağan’da görülenler önce bahsettiğim gibi ateş, halsizlik ama öyle böyle değil gıkı çıkmadan etrafına tepkisizce halsizlik, iştahsızlık görüldü. Ertesi gün vücudun hemen her bölgesinde minik pütürler çıktı, kimileri sulu tepecikli kırmızı döküntüler. Bundan sonra huzursuzluk başladı. Gündüz uyuyamadı, gece ise yorgunluk, uykusuzluk tavan yapmıştı ama ıki dakika uykuya dalıp ağlayarak uyandı. Kucakladım, önce beni itti, sonra boynuma sarılıp elleriyle saçımı okşadı. Yeter deyip beni iteledi. Sağımdayken sola çekti. Solumdan sağıma geçti, meme istemedi beni yumrukladı. Ayaklarını yatağa vurdu, tepinerek inledi. Sonra tekrar uykuya daldı. ‘2 gün boyunca halsizlik ve huysuzluk devam etti. Tepecikler kaşınıyor o yüzden bileklerine kadar kapalı tutuyoruz ki yolmasın. Bu hastalığın tedavisi yok. Doktor sadece büyük döküntüler için antibiyotikli bir merhem verdi. Hastalık 7 ila 10 günde geçecek. Ancak döküntülerin tamamen yok olması 3 hafta gibi bir süre alabilir denildi. Kırmızılık zamanla kahverengiye dönecek, üzeri kabuk tutacak ve kendisi düşecek denildi. İz kalmayacakmış. Bugün beşinci gündü ve Çağan’ın enerjisi yükseldi. İştahı biraz biraz açıldı. Sanırım bu gece daha rahat uyuyacak.

İkinci büyük hastalığı da atlatmış bulunuyoruz. Dilerim daha kötü bir hastalıkla karşılaşmayız. Ben daima dualarımda sağlık dileyen biri olarak, tüm hastalara şifa diliyorum.

Sağlıcakla kalın,