Selam yabancı

Pıtır pıtır ayak sesinden Çağan’ın uyandığını anladı Dilek. Demek bunca uykunun sonucunda ağlamadan uyanabiliyormuş. “Tatlım uyandın mı? salondayım yanıma mı geliyorsun” dedi çocuğunun onu aradığını düşünerek. “Böyle seslenmem iyi oldu beni göremezse korkabilirdi belki” diye geçirdi içinden. Çocuk salonun kapısına gelince sarılıp kucakladığı gibi camın önünde duran koltuğa yatırdı. “Esneme hareketlerini yapmadın değil mi?” diye sorarak çocuğun bacaklarını gögsünü ovaladı. Çocuk kedi misali ayakları ileriyi gösterir şekilde gögsünü kabartarak gerindi gerindi sonra bir çırpıda ayağa kalkarak soluğu oyuncaklarının yanında aldı.

Dilek Çağan’ın öğle uykusu boyunca kurduğu planları bir bir anlatmaya başladı. Bu sırada yemek tencerelerini ısınması için ocağın üstüne alıyordu. Çocuk bütün yaz parkta oynadığı, sonbahar gelince iyice yıkanıp ev bisikleti yapılan havalı kornalı bisikletinin üstünde tencerelerin olduğu çekmeceleri karıştırmakla meşguldu. Mama sandalyesine ise gönülsüz hatta zorla oturdu. Belli ki yemek sıkıntılı olacak. Dilek artık ne kadar yerse deyip fazla zorlamadan indirdi yere. Mutfağı bile toplamadan giyinip dışarı çıkmak istiyordu. Sonbaharda günler kısalmaya başladığından hava kararmadan eskilerin deyimiyle vakitlice gidip gelmek istiyordu. Dışarı çıktıklarında önce çocuk parkına doğru yürüyecekler sonra bakkala gidip öte beri  alacaklardı. Gelen asansöre ilk binen Çağan olmuştu. Hemen aynanın önündeki tutma koluna asılıp ayaklarıyla tırmanmaya başladı. Dilek’de binince bir köşeye geçti. “Çağan hadi ben karşı köşeye geçiyorum sende diğer köşeye” diye seslendi Dilek. Köşe kapmaca oyunuyla Çağan’ı heyecanlandırmaya çalışmıştı ama çocuk iki turdan sonra sıkılıp düğmelerle oynamayı tercih etti. Asansörün kapısı 4.katta açılıpta içeri boyunun 1,85 civarı olduğunu tahmin ettiği genç girdi. Çağan önce boynu tam olarak arkaya yatık şekilde bakakaldı sonra da annesinin bacakları arasına geçip oradan gencin kendisine bakıp bakmadığını kontrol etti. Zemin kata geldiklerinde asansörden ilk inen Çağan oldu ama arkasına  bakıp bakıp el sallamaktan yürüyemiyordu. Binanın kapısında kargocuya da el sallamaktan Çağan yürümeyi bırakınca Dilek kucağına almak zorunda kaldı.

Dilek uzun süredir düşünüp durduğu bu yabancılarla selamlaşma, gülüşme hallerini bir kez de yol buyunca düşündü. Tabii Çağan o sırada bakkalın çırağının onun yanağına dokunmasına kıkırdıyordu. Dilek “ilk günden bu yana Çağan’ı parka çıkarıyorum. Karşılaştığımız çoğu kişi komşumuz ya da parkta tanışıp arkadaş olduğumuz kişiler. Yolda parkta birbirimizi görünce selamlaşıyoruz, konuşuyoruz. Bunu Çağan’ a yemek yemeği, oynamayı gösterdiğimiz gibi insanlarla tanışmayı, selamlaşmayı, konuşmayı da öğretmek adına yapıyorum. Çağan komşu, arkadaş kavramını bilmediği için herkesle selamlaşıldığını düşünüyor galiba. Bunun böyle olmasında benimde payım var. Çoğu kez bir yerden ayrılırken market, kırtasiye, restoran “hoşça kal de, el salla” diye onu cesaretlendirdim. Şimdi ise aslında restorandaki adamın bir yabancı olduğunu ve mesafeli davranması gerektiğini göstermem gerekiyor. Bu aralar Çağan’ın gülümseyip de karşılık bulamadığında sevinir oldum. Çağan karşılık bulamadığı için şaşkın onun arkasından bakarken durumu Çağan’a izah etmeye çalışıyorum. Maalesef dünya sadece iyi insanlarla dolu değil. Çağan’ın sosyal bir insan olmasını isterken onu yabancılardan gelebilecek tehlikelere karşı korumam gerekiyor. Uyumlu bir bebek olduğu için sevinirken belki de daha bencil, somurtkan olması için dua etmeliyim. Neyse ki durumun farkındayım. Artık biletçi amcaya, plajdaki teyzeye el sallamak, öpücük yok” diye düşünürken sepetindekilerin kaç kilo yaptığını hesaplayınca gözleri açıldı. Öte beri dediği şey nerden baksan 4 kiloyu buluyordu. Birde Çağan’ı eklerse üstüne o yükle bakkalın kapısından bile çıkamayacağını düşündü. Taşıyacağı kadarını poşetleyip el sallayıp çıktılar bakkaldan.