Sarı fırtına

Bu haftasonu benim o dert yandığım enerji de bir patlama oldu. İlk defa kendimi bu kadar ihmalkar hissettim.

Geçtiğimiz pazar günü hava açık ve güneşliydi. Temiz hava almak ve rahatça koşturmak için ormanlık alana gittik. Çağan’la kızıl çamların altında kozalaklar, çam dallarıyla oynayıp koşturuyorduk. Ben sürekli ellerim açık Çağan’ın arkasında gidiyordum ki Çağan’ı kollayabileyim. Bir ara Çağan eğilip yerden bir şey alıyordu bende durmuş nearaanneoldum_dusmebakıyorum. Kaşla göz arasında dengesini kaybedip kafasının üzerine doğru düştü. Refleksle kendini ileri doğru attığı için alından başlayarak gözaltı, yanak ve çenesini yere çarparak düştü. Yüzünün yarısı çizik ve çarpmanın etkisinden kızarık, morarma gibi bir hal aldı. Epey ağladı. Ben ise onu o halde görünce ne yapacağımı bilemedim. Önce sarıldım. Ona duygularını anlattım. Teselli olarak ne söylesem diye düşünürken çocukluğumu hatırladım. Düşünce yırtılan çoraplarımı ve sıyrılıp kanayan dizlerimi, dirseklerimi. Moraran avuç içlerimi. O zamanlar ne kadar doğal gelirdi düşmek. Ayağa kalkar üstümü temizler oyuna devam ederdim. Çağan’da bunu yaşamıştı. Biraz ağladı sonra susup oyuna devam etmek istedi. Ama bizim keyfimiz o kadar kaçmıştı ki onu alıp eve gitmek istedik biran önce. Yüzünü yıkasakmı yoksa önce baticon ile temizlesek mi? Çamur var pamukla mı silmeli diye türlü şeyler geçiyor aklımdan.

O güneşli günde eve gitmek Çağan’a haksızlık olur diye düşünüp sahile indik. Deniz kabukları topladık. Kumdan pasta yaptık ve kabuklarla süsledik. Denize taş attık. Martıları saydık. Kum ile oynamak Çağan’ın kendi bulduğu bir oyun oldu. Çağan’ın kendi kendine oyun kurduğu, bu oyunlarla bir şeyler denediği, etrafına ilgisiz kalıp yoğunlaştığı böyle zamanları uzatıyorum. Hiç müdahale etmemeye çalışıyorum. Böyle zamanların çocukların bilişsel gelişimi için önemli olduğunu düşünüyorum. Çevreyi anlaması, el becerilerini geliştirmesi, yaratıcılığını keşfetmesi için oynamak mı istiyor bırakıyorum oynasın. Bir yere yetişmek zorunda değilsem (hiçbir iş böyle zamanlardan daha önemli değildir) uzatıyorum oynasın. Artık gitmenin gerçekten vakti geldiğinde ise onu elinden tutup biraz kurduğu oyun üzerine konuşup, biraz ilgisini dağıtıp öyle gitmeye razı ediyorum. Ben içimden geldiği gibi, annelik güdülerim bana nasıl derse öyle davranmaya çalışıyorum. Bir yerde gördüm ki bu yaptıklarıma yavaş ebeveynlik deniyormuş. Bu konuyu biraz daha açmakta fayda var. Bir sonraki yazıda bence biraz bahsedebilirim.

Akşam eve geldiğimizde ise Çağan’ın yüzünü yıkayıp baticon ile sildik. Ama o baticon’un renginden hiç hoşlanmadı yıkadık. İlaç sürmeyecektim zaten ama morluğunu hızlı alması için birşeyler sürmeyi denedim Çağan izin vermedi anında eliyle sildi. Bende bıraktım. Sıyrıklar 2.gün kabuk tuttu hatta 3.gün kalkmaya başladı. Sonrada yüzüstü yattığı için kalktı gitti. İlk sokak yarası bitmiş oldu. Dilerim hep oyun oynadığında düştüğü için kanayan yaraları olur ve onlar içinde hiç üzülmez.