Dilek sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Aslında tam olarak böyle sormadı. Onun bende merak ettiği bir şey yoktu ama benim kendimle vardı o yüzden “sen kendini kendine biraz tanıtabilir misin” dedi. Onun sorduğu gibi sormak istiyorum bir hayvan, hava durumu, çiçek, yemek, müzik aleti, şehir olsaydınız hangisi olurdunuz? Ancak cevaplarınız “şu olurdum çünkü seviyorum” olmayacak. Neden “o” anlatın.

Siz düşünürken sadede geleyim. Malum halen kurumsal bir şirkette çalışmaktayım. Şirketim harika bir işe imza atıp bireysel gelişimimiz için Yrd. Doç. Dr. Yonca T. TUNÇ ile  “Aynaya Bakmak” eğitimini almamızı sağladı. İki günlük kısa bir eğitimdi ancak çok faydalı oldu. Anlatacağım.nearaanneoldum_z_kusagi

Bu arada düşündünüz mü hangi hayvan olurdunuz? Ben bir hayvan olsaydım “kuş olurdum” dedim. Bende bir kuş gibi sürekli topraktan zararlıklıları bulur çıkarır toprağı kaliteli hale getirmeye çalışırım.

Yemeğe çorba dedim. Doyurucudur, çorba varsa başka yemek olmasa da olur. Mideyi rahatlatır bilirsiniz ki çorbayla güvendesiniz.

Hava durumunda grup beni çok etkiledi parçalı bulutlu dedim halbuki ben karı çok severim ve kesinlikle kış insanıyım. Tekrar düşününce ben kar yağışlı olurdum çünkü havayı temizler, mikropları öldürür, çevreyi bir örtü gibi sarar güzel görünür dahası toprağı besler havalandırır.

Velhasıl ne yaptık biliyor musunuz kendimizi anlattık. Çünkü bizim nesilin sorunu imiş anlatamama. Çünkü bize sus denilmiş, dinle. Evde ”büyüklerin lafına karışılmaz”, okulda “konuşanların adı tahtaya yazılacak” denilmiş. Yeni nesil ise yani 2000 ve sonrası doğanlarda tam tersi susmayı garip görüyorlar. Yeni nesil daha çok konuşuyor ancak bizim nesil bile 350 kelime kullanırken yeni nesile 150 kelime yetiyor. Facebooktan arkadaş oluyor, twitterdan konuşuyorlar. Ne söyleyeceklerse 140 karaktere sığdırmaları gerekiyor. Z kuşağı; doğuştan müdür, her biri prens-prenses, kimsenin ünvanı onları ilgilendirmiyor, yapmak istediğini yapar, sonsuz tüketim ve can sıkıntısı en önemli özellikleri.

Bu tarif tabii ki çoğumuzun evindeki bücürlere çok uyuyor. Her biri prens-prenses aksi mümkün mü? Tüm ortamlarda onlar başrolde, yemekteyse her kaşıktan sonra alkışlamalar, oyunda ise sadece kendi kazanmacalar falan. Yese alkışlamaya razıyım belki ama öğlene kadar yarım portakalla durdu bugün. Aynı zamanda iştahsız bu z kuşağı. Biz böyle miydik? Hiç sanmıyorum. 4 kız kardeş en büyüğümüz ile en küçüğümüz arasında 7 yaş var. Dördümüzün arkasından asla “bir kere ye, hiç olmazsa tadına bak” bile   dendiğini hatırlamıyorum. Ne varsa yiyorduk, yemek yarışı yapıyorduk. Bizde ki herşey sayılı ve ölçülü idi. Herkes hakkını bilir yumulurdu. Sen yemezsen Ada yer lafına bile burun kıvırıyor bizimki yahu.

Z kuşağı için unvan yok, bey-hanım gereksiz. O minnaklar değil mi zaten annanelerine bile Emine Emine diye seslenen. Yonca hanım dedi ki ilerde hizmet sektöründe çalışacak personel bulunamayacak; “2 nolu masa çay sipariş etti” dediklerinde “kalksın kendi alsın” diyecekler dedi. Biz staj bittiğinde gireceğimiz işin hayalini kurarken yeni nesil zengin olduklarında yapacakları ilk 100 şeyin listesini hazırlamış durumda.

Sürekli meşgul olmak istiyorlar, ancak çok çabuk sıkılıyorlar. Bir oyuncağın heyecanlandırma süresi  10 dakikayı geçmiyor, kolay tüketiyorlar. Buna rağmen sonsuz bir merakla doğuyorlar. Keşfetme, öğrenme, deneme istekleri had safhada. Bazen anneme bizde böyle miydik diye soruyorum. Ne dese beğenirsiniz. Ay yok insan bazı gerçekleri kendine bile itiraf edemiyor.

Lafın sonuna varmışken bilimsel olarakta bizim çocuklarımızın bizden farklı olduğu gerçeğini öğrenmek beni bir parça rahatlatsa da, yeme alışkanlıklarımızın dahi taaa ilk insandan dna’mıza kodlandığını ve gelecek kuşaklara böyle aktarıldığını düşünürsek yine başa dönüyorum. Ne yaptım da böyle oldu bu çocuk!