Ne var ne yok

Bizim evin gençliği ile ailemizin ruhen en genci olan babaannenin bayramını kutlamaya gittik dün. Baharla birlikte İstanbul’un son sayfiye yerlerinden birine hamağını seren babaanneyi itinayla yorduk. Çağan eve girdiğimiz andan itibaren denize ve kuma girmek için bahçe kapısına yapıştı. Başlarda hepimiz ona eşlik ettik plaja inip ayaklarımızı kuma gömdük, sırtımızı güneşe verip yüzümüzde rüzgarı hissettik ama bir süre sonra bu plaj keyfi bireysel nöbetleşmeye döndü. Bu yaz babaanne ziyaretlerinden marsık gibi olup döneceğimiz garanti gözüküyor.

Bu aralar Çağan yine sürpriz değişimler sergiliyor. Dil, hafıza ve bağlantı kurma üzerine gözle görülür değişimler bunlar (bu arada tüm bu bahsettiğim değişimler “öteki çocuklar yapamazken benim evladım neler beceriyor” anlamı değil “vay be daha dün yapamıyordu” anlamı içermektedir hatta belki de geç kaldığı konulardır daha yeni mi yapıyor diyebilirsiniz). Artık Çağan’a bir şeyleri anlatmak çok daha kolay olmaya başladı çünkü Çağan konuyu anladığı ve ilgilendiğine dair tepkiler veriyor. Mesela geçen sabah kahvaltı ederken bana “anne işe” dedi. “İşe gidiyorsun değil mi” demek istemişti. Bende “evet işe gidiyorum, sende biraz daha büyüdüğünde okula gideceksin dedim”. Çağan direk “o zaman abla ne olacak” manasıyla “abla?” dedi. Ben Çağan’a bakakalmış “oda evde kalacak” diyebildim. Konuşulanları anladığı gibi konular arasında bağlantı kurabildiğini görmek, bu şekilde iletişim kurmak harika bir duyguymuş. Ah bir yürüse faslından sonra ah bir konuşsa dileğim var. Umarım “neden-çünkü” sorular dönemini de böyle sevinçle anlatıyor olurum.

İki yaş krizi demeyeyim de o iki yaşın getirdiği “ben yapacağım, ben istiyorum” halleri çok oturdu Çağan’ın üzerine. Yemek yerken bazen tabağımızdakileri istiyor. Bazen tabakları komple değiştirmek istiyor veya kendi tabağının yanına benimkini de istiyor. Velhasıl söz konusu yemek olunca içimdeki Türk anası canlanıyor ‘ye yavrum, ye bir tanem, ye de büyü, ye de güçlen pehlivan gibi ol” edalarıyla asla hayır diyemiyorum. Çoğu zaman yemediğini de görüyorum, tamamen yaptırım gücünü deniyor ve bende ki zayıf noktaları çok güzel ortaya çıkarıyor. Çocuklar doğuştan karakter analizcisi oluyorlar. Neyi, nerede, kime yaptırabileceklerini çok iyi biliyorlar.

Bir diğer konumuz temizlik. Çağan’a elle yemek yemek daha zevkli geliyor. Kaşık kullansa da bir süre sonra elle yemeğe başlıyor. Haliyle üstü başı yemek bulaşığı, yerler kırıntı oluyor. Çağan yemek bulaşığını hiç umursamıyor hatta ağzını koluyla siliyor. Yemeğe başlamadan önce ve yemek sırasında peçetesini yanına bırakıyorum ve ağzını peçeteye silmesi için ikaz ediyorum nafile bir iki silse de sonrasında yine koluna silmeye devam ediyor. Bu hafta Çağan’a yazlık bir sandalet aldık. Kutuyu büyük bir merak ve heyecanla açmasına rağmen sandaleti giymeyi reddetti. Ayakkabısına o kadar bağlı ki bu akşam ayakkabısının cırt cırtına ot takılmış onu çıkarabilmek için 15 dakika didindi. Ayakkabının altı toprak olmuş eline aldığı peçeteyle bu toprağı temizlemeye çalıştı. Değişik bir temizlik anlayışı var. Şuan çok zorlansam da hep böyle devam etmeyeceğini düşünüyorum. Yanılıyor muyum yoksa yahu. Nasıl yapacağız üstün kirlenir diyerek onu yemekten veya eğlendiği oyunlardan soğutmak istemem. Daha iyi kaşık-çatal kullanma alışkanlığı edinmesi için biraz oyunlar geliştirmek iyi gelebilir belki bir deneyeyim.

Giyinmek, evden çıkmak her zaman uğraştırıyordu ama bu aralar bezini değiştirmek için verdiğim uğraş, sırtımın
ağrısını anlatamam. Bezini tam kapatacak gibi olduğumda kendi kendine komut veriyor “kaaaçççç” başlıyor koşmaya yampiri yampiri (bu kelimeyi kullandım ama bilmeyen var mıdır acaba “yan yan, çarpık giden” anlamı taşır, bize annem çok söylerdi). Bazen bunu devam ettirmemesi için acaba “hımmm” diyip parmak mı sallasam, Çağan’ı karşıma alıp neden öyle yapması gerektiğini mi anlatsam yoksa direk “terlik geliyor” dönemine mi girsem diye düşünüyorum ama o bunu yaparken o kadar zevk alıyor ki bende saçma bir şekilde oyununa katılıyorum. Çağan önde ben arkada kaçıyoruz. Bak şimdi aklıma Yiğit Özgür’ün şu karikatürü geldi. Kaaaçççç!!