Ne var ne yok Vol.2

Ne var ne yok Vol.2

Hayatımın külliyen değiştiği güne yaklaşmışken birde sen anlat bakalım Dilek ne var ne yok dedim. Bir kaç bişey anlatıp çıkacağım sırf seneler sonra bugün ne idim hatırlamak için. Sizde çıkmadan ışıkları kapatın olur mu?

Çağan yarın 2 yaşına giriyor. Birlikte 2 yılı devirdik hey gidi. Ne var ne yok’un bende ki tam karşılığı “şu an salonun halini bir görsen”dir. Her çocuklu evin hali böyledir diyecek oluyorum aklıma bir arkadaşım geliyor susuyorum. Kendimi kandırmayacağım bizim çocuk oyuncaklarının dağınık olmasını istiyor, koşarken dahi onların aralarından atlayıp ilerlemek istiyor. Oyuncakları toplu halde görmeye tahammülü yok bir anda kutuyu devirip kutuyu da odanın bir köşesine atıyor. Bana şuan da oyuncaklarını topla demek hiç dikkate alınmadığı için saçma geldiğinden ve üçyüzellisekizküsür parça oyuncağı toplamak arkanı döner dönmez tekrar dağılacağı için delilik gibi geldiğinden öylece bırakıyorum.nearaanneoldum_bisiklet

Çocuk sahibi olmadan önce “ben asla şöyle yapmayacağım veya kesinlikle öyle olacak” dediğim hiçbir şey yoktu. Daima duruma göre davranmayı tercih ettim. Yada fazlasıyla Türküm “önce bir başımıza gelsin sonra düşünürüzcüyüm”. Ancak yine de şöyle bir bakacak olursam uyku konusunda çuvalladım diyebilirim. En kendini bilmez düşüncem bu olmuştur bence. Sanırım 9. aydı Çağan’ı bir kere kucaklayıp uyumam yetti. Onunla uyumak o kadar güzeldi ki bu aya kadar bizimle yattı. Bu ay ufak ufak ayırma çalışmaları yapıyorum. Maalesef ki birlikte uyumamızdan mütevvellit Çağan’da sarılarak veya saçlarımı okşayarak uykuya dalma alışkanlığı yarattığımdan kendi karyolasında dahi olsa o uyuyana kadar yanında yatıyorum. Belirtmeden geçemeyeceğim karyolası bizim odada (napimm bari yatağı uzakta olmasın o kadar da değil). Sabaha karşı uyanırsa yanıma geliyor o zaman kucaklayıp birlikte devam ediyoruz uykuya. Ne iyi yapmışım demediğim gibi pişmanda değilim. Bundan sonra ki uykulara bakacağız artık.

Geçmişte çocuk bakımı konusunda büyük laflar etmediğime şimdi pek bir mesudum ama Çağan ergenliğe ulaştığında asla izin vermeyeceklerim arasında birkaç şey var. Mesela sürekli kanka kanka diye veya ağzını yaya yaya konuşmasına asla müsade etmeyeceğim gibi geliyor. N’olur öyle konuşmasın istiyorum. Onun dışında sigaradan uzak dursa diyorum. Kendi ile barışık olsa.

Hiç bir işe koşturamadığımı, hep yapacak çok işim olduğunu düşünüyorum. Şimdi bunu birilerine söylesem nedenini “zaman yönetimini doğru yapamamak” derdi. Ama siz öyle demeyin nolur. Gün içinde Çağan’la koştururken hiçbir işimi yapamayacağımı bildiğim için çabalamıyorum. Uyumasını beklediğim de ise benim pestilim çıkmış oluyor. Çağan’ın 5-6 aylık halleri ne rahatmış diye düşünüyorum şimdi. Hiç derdim yok muş gibi geliyor. Halbuki o zaman Çağan uyanıkken bir salatayı bile yapamamaktan muzdarip halimi anlattığımı hatırlıyorum.

Çalışan bir anne olarak onu bıraktığım için kimi zaman bir burukluk yaşıyorum. Bazen neden onun yanında değilim ki diye düşünüyorum ama mesleğimden uzak kalmamak ve gelecekteki planlarım için bugün kü şartlar bunu gerektiriyor. İşten arta kalan zamanlarımın tamamı Çağan’ın. Merak etmeyin o zamanlar içinde bir vicdan azabım var. Geçenler de Çağan’a oyuncak almaya karar vermiştim. Ahşap eğitici oyuncaklara bakıyorum. Bir anne geldi belli ki aynı yaşlardayız, oğlu Çağan’dan büyük dolayısıyla 2 yaşın oyuncaklarına vakıf. Bana tıpkı bir satış görevlisi gibi oyuncakları ve bunlarla oynarken öğreneceği, gelişeceği yönlerini anlattı. Kendi deneyimlerinden bahsetti mesela oğluna kırmızı rengi nasıl öğrettiğini. O gün hangi rengi öğretecekse ikisi de sadece o renkte kıyafet giyip o renkteki ev eşyalarını bir araya topladıklarından bahsetti. Tamamen yapamayacağımı düşündüğüm için bana biraz ütopik geldi. Ama oyuncak konusunda ne diyorsa onu yaptım al dediği oyuncağı aldım. Çağan yüzüne bile bakmadı. Biraz Montessori tarzı bir oyuncaktı ahşap bir çubuğa halkalar geçirmeceli. Uğraşmak istemeyince hemen kurnazlığını bulup oyunu tamamladı bizimki. Olmuyor ben böyle oyunlarla Çağan’ı etkileyemiyorum. Yakalamaca, koşturmaca, top sürmece, koltuk tepeleri, tırmanma duvarları. Yani bazen ben neden böyle şeyler yapamıyorum diye hayıflanıyorum.

Artık bir şeye ihtiyacım olduğunda alışverişe çıkmam pek kolay olmuyor. Çağan’ı mağazada zapt etmesi pek kolay olmuyor. Koşturmaktan, “dur oğlum” demekten neye baktığımı göremeden bir şeyler alıp geliyorum. Eskiden de alışveriş yapmayı pek sevmezdim. Hayır efendim cimrilikten değil. İnsan yine de salına salına gezmenin, kabine girip girip çıkmanın kıymetini o zamanlar pek bilemiyormuş işte.

Birde bu seneye kadar hiç yapmadığım bir şey deneyeceğim “diyet”. Sanırım sözün bittiği yerdeyim. Dilek’te de durumlar bu.

Nice yıllara anneliğim…