Anne saflığı

Yok yahu hemen gözünüzün önüne bembeyaz pamuklar, burnunuza mis kokular gelmesin. Saflıktan bahsedeceğim   bayağı salaklıklarımdan. Bu hafta hep annelikte geçen 2 yılımı düşününce aklımın bir yerine yer etmiş bir kaç anı canlanıverdi.

Bazen çok hatırlamak istemediğimiz ama unutamadığımız zamanlar varya onlardan bir kaçı bahsedeceğim. Çağan’ı almışız hastaneden eve gelmişiz (malum bebek dediğin şey hastaneden alınır).  Babaaa işe gitmiş, ben de Çağan’ı besleyip yatırmakla meşgulum. Çağan’ın karnını doyurmuşum, kollarımda yatıyor, uyuyakalmış dudakları puf puf yapıyor. Bende en saf halimle onu seyrediyorum o sırada “ne güzel uyuyor” diye geçiriyorum içimden. Çağan pof dedi bir kustu. Meğer gazını çıkarmayı unutmuşum. Sonra aklım başıma geldi gazını çıkarmadan yatırmadım bir daha.

 

Çağan olmuş bir 15-20 günlük, o sene Haziran epey serin ve yağışlı geçmişti. Çağan’da bu havalardan muzdarip burnu akıyor. Hatta akamıyor tıkanmış nefes alışını engelliyor. Aslında yenidoğan bebeklerde burun tıkanıklığı çok normal, hatta burunları açılsın diye sürekli hapşırırlar. Ama ben Çağan’ın uyuyamama halini buna bağlayınca “bu burun açılacak” dedim. Okudum sordum serum fizyolojik dediler. Tamam serumsa serum yapacağım ama evden çıkıp eczaneden alamıyorum. İnternetten baktım şu kadar suya şu kadar gram tuz diyo bende tartı yok göz kararı yaptım. Foşurt diye burnuna akıttığımı hatırlıyorum birde avaz avaz ağlayan Çağan’ı susturmaya çalıştığımı. Suyun tadına baktığımda ise ağzımı buruş buruş edecek kadar yoğun tuz tadı. Aklım başıma geldi gelmesine ama Çağan’da tuzla tanışmış oldu.

Anne işte ne dersin…