Arabada bebek yok ergen var!

ne ara ergen

Vallahi tüm annelik hayatımda heyecanla bugünleri bekledim. Ha girdi, ha girecek, erkende girebiliyorlar, kiminde uzun sürüyor, kimisi bir iki aya atlatıyormuş rivayetleriyle “galiba girdi” diye uzaktan teşhis koymuşluğum var. Ama Çağan ne yaptı sanki 2 yaş sendromunu atladı direk ergenliğe girdi!
Sanki biraz hevesli gibiyim. 2 yaş sendromu olsun, girmedi mi daha, bugün bunu yaptı hah işte 2 yaş diye yazıp durmuşum. Yaptıkları 2 yaş sendromundan mıdır bilemem ama bu yaştan benim tek anladığım gün geçtikçe duygularını keşfediyor olması ve bu duygulara bir anlam araması. Ergen meselesine gelirsek; geçen sene uzun yola çıkacakken yolda dinlemek için yanımıza bir iki cd alalım dedik. Cd’nin birisi Mustafa Sandal’ın “Gölgede Aynı” albümü idi. O tatilde yol boyunca bu cdleri dinledik. Çağan o albümle nasıl bir bağ kurduysa, durumu nasıl içselleştirdi ise yada arabaya binmek demek “oyalama gönlümü geri dönemem, şu ufacık kalbimi sana veremem” demekse belki de ondan her arabaya binişimizde bu albümü açtırıyor. O anda hangi şarkıyı dinlemek isterse “bu diil, bu diil” diyerek yönlendirir. İstediği şarkıya gelmişsek te “aç aç aç” diye sesini yükselttiriyor şöyle ki yolda giderken yanınızdaki aracın durup size bakacağı kadar yüksek. Dün yine aynı durumu yaşayınca bir anda Çağan’I 15-16 yaşlarındaymış gibi hayal ettim. Ben şarkıları geçerken bana “bu diil bu diil, off anne” diyordu. “Off anne” dedi bana. Hem de bayağı vurguyla benim anneme dediğim gibi.
Havalar pek bir sıcak gidiyor ve bu sıcaklarda avuçlarımız dahi terliyor. Çağan’ı kucağıma aldığım zamanlarda en sevdiği şey saçlarımla oynamak. Eller terli iken saçlarımı çekiştiriyor olması canımı acıtıyordu. Çağan’a “saçlarım acıyor yapma lütfen” dedim bana dönüp çenesini havaya kaldırıp, dudaklarını büzerek ve uzata uzata bu arada gözlerini de hafif kısıp “napıcam” dedi. “Ne dedin sen” diyemedim. Hakikaten ne dedi bu çocuk diye tepkisini ölçmek için benzer bir kaç deneme daha yaptım hepsinde “yapacam” dedi. Bir sonraki adımda odasına gidip kapıyı suratıma kapatacağını düşünüyorum.
Doğduğundan bu yana Çağan’ı beyaz ekrandan uzak tutmaya çalıştık. Bizde pek fazla televizyon izlemediğimiz için açıkçası bu konuda başarılı da sayılırdık. 2 yaşıyla birlikte belli aralıklarla yaşına uygun çizgi film izlemesinde sakınca görmüyorum. Birkaç akşamdır ana haberleri açalım diyecek olduk Çağan müsaade etmedi. Madem tv açılıyor çizgi film kanalı açık kalacak dedi. Bizim istediğimiz programın açık kalması için ne diller döktüm olmadı. Ne yapacağımı şaşırdım açıkçası. Şuanda televizyonu kendisine tahsis edilmiş sanıyor anladığım kadarıyla.  Aynı şekilde telefon, tableti de hiç oyun aracı yapmamıştık ama artık resmen köşe bucak kaçıyoruz. Evde telefon kelimesi kullanmamaya, ortalıkta bırakmamaya çalışıyoruz. Çünkü aldığında bırakmak istemiyor. Es kaza telefonu görmüşse eline geçmiş ise de kavga edip elinden almıyorum. İlgi duyduğu çizgi filmlerden birini açıp izlemesi için müsaade ediyorum bitince alıyorum. Böyle zamanların da gerçek bir aktiviteye dönüşmesi için bu anı Çağan’la paylaşmaya çalışıyorum. Bende Çağan’ın yanına oturup hikayenin belli anlarında tepki verip “ne güzel değil mi?” “aa ben çok şaşırdım” gibi duygularımı paylaşıyorum ki amacım tamamen onun o andaki hissettiklerine anlam verebilsin, yaptığı işle ilgili fikir yürütebilsin. Hatta çizgi film bittiğinde hikayede olanlar hakkında onunla konuşup aklında neyin kalıp neyin kalmadığına bakmaya çalışıyorum. Bir keresinde Heidi’yi izlemiştik. Heidi trene binip dedesinin yanına gidiyor ve trende bulduğu bir hayvanı valizine koyuyor. O hangi hayvanın adı neydi diye sorduğumda aslında cevaplamasını beklemiyordum ama Çağan o kadar dikkatli bir şekilde “fare” dedi ki ben kendi kendime “heeey sen kimi sorguluyorsun” dedim. Bir saat sonra bakalım hala aklında mı diye tekrar sordum bu defa o hayvanı babasına anlatmasını istedim. “kuyruk”, “küçük” diye tarif etmeye kalktı. Bunu da beklemiyordum sadece fare demesi yeterliydi ama beni anlaması ve sohbete katılmak için çaba göstermesi çok güzeldi.

Bugün ne yaptığımı, bunun bana yarın ne etkisi olacağını bilmiyorum. Sadece her şeyin azı yarar çoğu zarar mantığı ile davranmaya çalışıyorum. İnşallah bir gün bunun faydasını da gördüğümü yazarım. Bu arada bütün bunları “2 yaşında bunları yapabiliyormuş” diye hatıra kalması için yazıyorum. Yoksa ne benim yaptığım ne de Çağan’ın yapabildiği bir ölçüt veya bir şeylerin göstergesi değildir. Çağan’ın  konuşmaya başlamasıyla birlikte onunla olan paylaşımlarımız o kadar değişti ki ben bazen şapşik gibi yada onu hala bebek gibi gördüğümden olsa gerek çok şaşırdığım anlar oluyor. İşte bunlar da onlardan bazılarıydı.

Bu arada her yemekte sürekli tabakları değiş tokuş ettiğimizi hiç yazmış mıydım?